Türkiye’nin önde gelen bakliyat ihracatçılarından Muzaffer Hocaoğlu, Mersin-Tarsus 3. Organize Sanayi Bölgesi’nde kurdukları Ramos Agro tesisiyle sektöre yeni bir soluk kazandırıyor. 25 yılı aşkın tecrübesiyle Nawras markasından Ramos Agro’ya uzanan bu yolculuğu, tesisin teknolojik altyapısını ve çevreci üretim anlayışını kendisinden dinledik.
Önce Nawras’tan başlayalım isterseniz. Ramos Agro’nun hikâyesi aslında oradan doğuyor değil mi?
Evet, biz işe önce Nawras markasıyla başladık. Sonra serbest bölgede AJM Gıda adıyla depolar ve paketleme tesisleri kurduk. Yaklaşık 10-15 yıl kadar orada faaliyet gösterdik. Ardından Mersin-Tarsus 3. OSB’de yeni yerimizi aldık. Bu tesisin tamamlanması yaklaşık 4 yıl sürdü. Artık burada, çok daha büyük bir kapasiteyle üretim yapıyoruz.
Bugün 180–200 bin tonluk stok kapasitesine, mercimek ve eleme fabrikalarına ve Türkiye’nin en büyük, küçük paketleme tesislerinden birine sahibiz. Günlük 700–750 ton 1 kiloluk paket üretim kapasitemiz bulunuyor.
Oldukça büyük bir kapasite. Peki Ramos Agro’yu diğerlerinden ayıran unsurlar neler?
Bizim için en önemli şey kalite ve sürdürülebilirlik.
Ramos Agro, çevreci bir firma. Kendi elektriğini üretiyor, çatılardan toplanan yağmur sularını sifonik sistemle 2500 tonluk bir sarnıçta depolayıp bahçe sulamasında kullanıyoruz. Ayrıca karbon ayak izi derecemiz çok iyi bir durumda olup destekleyici belgelere de sahip olmak üzereyiz.
Yani çevreye duyarlı olmayı yalnızca sözle değil, yatırımla da gösteriyoruz.
Fabrikanızın BRC A derece sertifikasına sahip olduğunu söylediniz. Bu belge ne anlama geliyor?
BRC, dünya gıda güvenliği standartlarının en üst seviyesini temsil eder. ISO ve HACCP gibi sistemlerin üzerinde, uluslararası geçerliliğe sahip bir belgedir. Bu sayede Avrupa pazarında güvenle yer alabiliyoruz.
Ramos Agro hangi pazarlarda faaliyet gösteriyor?
Ağırlıklı olarak Orta Doğu pazarı ile başladık. Ancak modern tesisimiz ile son 3-4 yıldır Avrupa’da daha belirgin olmaya başladık.
Ürünlerimiz başlıca İngiltere, Almanya, Hollanda, Fransa, ABD, Avustralya, isveç, Norveç olmak üzere 20 ülkeye düzenli olarak ihracatı yapılmaktadır.
Avrupa’da özellikle etnik marketlerde ürünlerimiz rağbet görüyor. Ama hedefimiz artık zincir marketlerde kalıcı bir yer edinmek.
Ramos Agro ürünlerini hangi ülkelerden tedarik ediyor?
Dünyanın birçok ülkesinden bakliyat alıyoruz:
fakat başlıca tedarik ülkelerimiz; Arjantin, Meksika, Rusya, Avustralya, Hindistan, ABD, ve Brezilya olmaktadır.
Türkiye özelinde ise Maraş-Elbistan, Mardin, Gaziantep bölgesinden iç tedarik gerçekleştirilmektedir.
Peki makineleşme açısından sektör sizce nasıl bir dönüşüm yaşadı?
Çok büyük değişim var. Her 2–3 yılda bir yeni nesil renk ayırma ve paketleme makineleri güncellenmektedir.
Biz de tesisimizi kurarken kullandığımız makinelerden ziyade, tamamı yeni ve son teknoloji makineleri tercih ettik.
Bugün toplamda 10 hat otomatik sistem ile çalışıp, kaba insan gücünden sıyrılıp verimliliği ve kaliteyi artırmaya çalışıyoruz.
Ramos ismi nasıl doğdu? Neden Nawras’tan ayrı bir kimlik oluşturma ihtiyacı duydunuz?
Nawras markası ana ürün markamız olup şirket yapısındaki değişiklik ve büyümeden kaynaklı marka ile çatı firma kimliğini ayırmak istedik.
Çünkü hem kendi markamıza hem de fason yani (müşteri markalı) üretim yaptığımız global firmalara eşit mesafede durmamız gerekiyordu.
Ramos ünvanı bu profesyonelleşme sürecinde doğdu. Bugün Nawras, Khosh, Yousef, Ajmal, Raman gibi farklı markalarımız ayrıca Ramos çatısı altında hizmet vermektedir.
Son olarak, geleceğe dair hedefleriniz neler?
Bizim hedefimiz, Ramos Agro’yu sadece Türkiye’nin değil dünyanın en modern bakliyat tesislerinden biri olarak konumlandırmak.
Kaliteden ödün vermeden, çevreye saygılı bir üslup ile ilerlemek istiyoruz.
Doğayı seviyoruz, çevremizi seviyoruz — ve Allah’ın bize sunduğu bu güzellikleri korumak için elimizden geleni yapıyoruz.
RAMOS AGRO: FROM NAWRAS TO A GLOBAL BRAND
As one of Turkey’s leading pulses exporters, Muzaffer Hocaoğlu is bringing fresh energy to the industry with the new Ramos Agro plant established in the Mersin-Tarsus 3rd Organized Industrial Zone. With more than 25 years of experience, he shares the story behind the journey from Nawras to Ramos Agro, and how innovation, technology, and sustainability shape their vision for the future.
Let’s start with Nawras. The Ramos Agro story actually began there, right?
Yes, that’s right. We first started out under the Nawras brand. Later, we established storage and packaging plants under the name AJM Gıda in the Free Zone, where we operated for about 10 to 15 years. Eventually, we acquired our new location in the Mersin-Tarsus 3rd Organized Industrial Zone. Completing this plant took nearly four years, but today, we operate with a much greater production capacity.
Currently, we have a total storage capacity of 180,000–200,000 tons, along with lentil and screening plants, as well as one of Turkey’s largest small-package plants. Our daily capacity allows us to produce 700–750 tons of 1 kg retail packages.
That’s an impressive capacity. What sets Ramos Agro apart from others in the industry?
For us, quality and sustainability come first.
Ramos Agro is an environmentally conscious company. We generate our own electricity and collect rainwater from the roofs, which is stored in a 2,500-ton cistern through a siphonic system and used for garden irrigation. Our carbon footprint score is also at an excellent level, and we are in the process of obtaining supporting certifications.
In short, we don’t just talk about sustainability, we invest in it.
You mentioned that your plant holds a BRC Grade A certification. What does this certification represent?
BRC represents the highest global standard for food safety. It’s internationally recognized and positioned beyond systems like ISO and HACCP. Thanks to this certification, we can confidently serve the European market with globally accepted quality standards.
In which markets does Ramos Agro currently operate?
We initially focused on the Middle Eastern market, but with our modern facility, we’ve become increasingly active in Europe over the past three to four years.
Our products are regularly exported to around 20 countries, including the United Kingdom, Germany, the Netherlands, France, the United States, Australia, Sweden, and Norway.
In Europe, our products are particularly popular in ethnic markets, but our long-term goal is to establish a solid presence in major retail chains.
Which countries do you primarily source your raw materials from?
We import pulses from many parts of the world, primarily from Argentina, Mexico, Russia, Australia, India, the United States, and Brazil.
Within Turkey, our domestic supply mainly comes from the Kahramanmaraş-Elbistan, Mardin, and Gaziantep regions.
How has the industry evolved in terms of mechanization?
The transformation has been significant. Every two to three years, new generations of color sorters and packaging machines are introduced.
When setting up our plant, we deliberately chose not to reuse older systems but to invest entirely in the latest technology.
Today, our production runs on ten fully automated lines, minimizing manual labor while increasing efficiency and product quality.
How did the name “Ramos” come about? And what prompted you to create a separate identity from Nawras?
Nawras remains our primary consumer brand. However, as the company grew and its structure evolved, we felt it was necessary to distinguish the corporate umbrella from individual brands. This also allowed us to maintain a neutral and professional position with international clients for whom we provide private-label production. The Ramos name emerged as part of this professionalization process. Today, brands like Nawras, Khosh, Yousef, Ajmal, and Raman all operate under the Ramos umbrella.
Finally, what are your goals for the future?
Our goal is to position Ramos Agro as not only one of Turkey’s but also one of the world’s most modern pulse processing plants.
We aim to move forward without compromising on quality, with full respect for the environment.
We love nature, we value our surroundings and we do our best to protect the beauty that God has entrusted to us.


