“KABILCA’NIN İZİNDE: NECMİ ALADAĞ İLE SİYEZ YOLCULUĞU”

Kastamonu’nun İhsangazi ilçesi, binlerce yıllık geçmişiyle Anadolu’nun en eski tarım miraslarından biri olan siyez buğdayının (yerel adıyla kabılca) ana yurdu olarak öne çıkıyor. Bu mirasın korunması, üretimin sürdürülmesi ve pazara kazandırılması için bölgedeki üreticilerin örgütlenmesi büyük önem taşıyor.

Bu çabanın öncülerinden biri de 1976 Kastamonu doğumlu Necmi Aladağ. İhsangazi’de ziraat odasının kuruluşunda yer alan ve bir dönem başkanlığını yapan Aladağ, aynı zamanda tarımsal kalkınma kooperatifinin ve süt üreticileri birliğinin kurucularından. Bugün ise bu yapıların ticari kolu niteliğindeki limited şirket aracılığıyla tarımsal girdi tedarikinden pazarlamaya, siyez odaklı faaliyetlerden süt toplama ve soğutma altyapısına kadar geniş bir alanda çalışmaları sürdürüyor.

Kendisinden siyez buğdayının üretim ekosistemini, yerel örgütlenmenin rolünü, işleme altyapısını, coğrafi işaret ve teşvik politikalarını, üretim ölçeğini ve pazar dinamiklerini dinledik.

 

Sizi tanıyabilir miyiz?
Ben Necmi Aladağ. 1976 yılında Kastamonu’da doğdum, burada büyüdüm. Eğitimimi tarım üzerine aldım ve bu alanda yükseköğrenim programını tamamladım. Ayrıca Kastamonu’nun merkezinde, İhsangazi bölgesinde yaşamımı sürdürüyorum.

“2002 yılında ilçemizde Ziraat Odası’nın kurulmasına öncülük ettik. Kuruluşundan sonra başkanlık görevini de üstlendim. 2015 yılına kadar bu görevi sürdürdüm ve sonrasında devrettim. Yani hem kuruculuğunu hem de ilk dönem başkanlığını yapmış oldum.”

“İlçemizde tarımsal amaçlı bir kalkınma kooperatifi kurduk. Sınırlı Sorumlu (S.S.) Görpe Köyü ve HMT Tarımsal Kalkınma Kooperatifi adıyla faaliyet gösteriyoruz ve 1163 sayılı Tarımsal Kalkınma Kooperatifleri Kanunu’na tabiyiz. Halen yönetim kurulu başkanlığını yürütüyorum. Kooperatif olarak özellikle süt toplama ve pazarlama üzerine çalışıyoruz. Şu anda günlük yaklaşık 10.000 litre sütü topluyor, soğutuyor ve pazarlıyoruz.

Hasat ve tarımsal ihtiyaçlarımızın çoğunu karşılayacak bir makine parkımız var; kırsal kalkınma destekleriyle üç ayrı proje kapsamında bu ekipmanları güçlendirdik.

2008’de kurduğumuz Süt Üreticileri Birliği, kooperatifle eşgüdümlü çalışıyor ve üreticilerimize altyapı ve pazarlama desteği sağlıyor. Bizim limited şirketimiz ise kooperatif ve birliğin ticari kolu olarak tarımsal girdi tedariki, satış ve pazarlamayı yürütüyor; zaman zaman siyez buğdayı üretimi ve tedariki için arazi kiralayıp makine-ekipman kullanıyoruz.”

Bu faaliyet, hem bölge çiftçisinin ürününü değerinde satmasına imkân sağlıyor hem de üreticilerimizi pazarlama sıkıntısından kurtarıyor. Düzenli toplama ve soğutma altyapısıyla süt kalitesi korunuyor, böylece alıcıya güvenilir ürün ulaştırıyoruz. Yani kooperatif, üretici ile piyasa arasında bir köprü görevi görüyor.”

 

 Siyez Buğdayı (yerel adıyla “kabılca”) ile ilgili çalışmalarınız nelerdir?

“Bakanlık aracılığıyla farklı illerden, hatta farklı ülkelerden bize ulaşıyorlar. Tohum talebi olduğunda, örneğin 50 kilo gibi miktarlarda gönderim yapıyoruz. İnsanlar kendi bölgelerinde bu ürünü ekmek istiyorlar. Ancak siyez, yöresel bir ürün olduğu için o bölgelerde buğdayı işleyebilecek altyapı çoğu zaman bulunmuyor.

Bize şöyle geri dönüşler geliyor: ‘Ektik, ürün aldık ama şimdi ne yapacağız? Bulgura nasıl dönüştüreceğiz, nasıl kaynatacağız, kabuğundan nasıl ayıracağız?’ Çünkü oralarda taş değirmen gibi geleneksel işleme imkânları yok. Dolayısıyla sadece tohumu değil, işleme ve ürünün değerlendirilmesi konusunda da bizden bilgi ve destek talep ediyorlar.

 

 Siyez buğdayının farklı bölgelerde yaygınlaşması konusunda neler söylersiniz? Bu süreçte sizin katkınız nasıl oldu?

Evet, siyez buğdayı sadece Kastamonu’nun İhsangazi bölgesine özgü bir üründü. Ancak zaman içinde farklı illerden ve hatta belediyelerden tohum talebi geldi. Biz de isteyen herkese gönderdik. Hatta bazı belediyelerle işbirliği yaparak onların buradaki yöresel tesislerimizi gezmesini sağladık. Böylece hem üretimi hem de işleme süreçlerini yerinde gördüler. Sonra kendi bölgelerinde uygulamaya başladılar. Bu açıdan bakıldığında, siyez buğdayının farklı illerde işlenmesi ve tüketiciyle buluşması aslında çok sevindirici.

Mesela geçtiğimiz yıllarda, Ordu Büyükşehir Belediyesi, Mesudiye yüksek rakımlı alanlarda siyez ekimini 2-3 yıl üst üste denedi. Biz de tohum tedarikini sağladık. Sonrasında Konya ve diğer bölgelere de tohum göndererek ekim alanlarının genişlemesine katkı verdik. Yani siyez artık yalnızca İhsangazi’ye özgü bir ürün olmaktan çıkıyor, yaygınlaşıyor. Ama temin ve know-how hâlâ Kastamonu/İhsangazi merkezli.

Yeni ekim alanlarında işleme altyapısı eksik. Çiftçiler, kaynatmayı, kabuktan ayırmayı, bulgura dönüştürmeyi bilmiyor; taş değirmen gibi geleneksel yöntemler yok. Çözüm olarak belediyeler ve ekipler buradaki tesislerimizi gezip sistemi yerinde öğrendi ve kendi bölgelerine taşıdı.

Büyük markalar siyezi küçük gramajlarda paketleyip katma değerli ürün hâline getiriyor, ihracat potansiyeli de var. Ama yayılımın köken bölgeye ekonomik fayda sağlaması da önemli. Bu yüzden planlı ve sözleşmeli üretim modeli öneriyorum; üretici, ürününü alacak pazar veya kurum garantisini hissettiğinde üretim sürdürülebilir oluyor.

Tabii zamanında ‘Tohumu dışarı veriyorsunuz, ürün başka yerde üretilecek, buradaki kıymeti azalacak’ diye tepki gösterenler oldu. Ama biz şöyle düşünüyoruz: İnsanlar bilmediği ürünü tüketmez. Biz tohumu göndererek, ürünü anlatarak siyezi daha geniş kitlelere tanıttık. Şimdi bakıyorsunuz, büyük markalar niş paketlerde, küçük gramajlarda siyez buğdayını tüketiciye sunuyor. Bu da aslında Kastamonu’nun değerini tüm ülkeye ve dünyaya taşıyor.

 

Siyez Buğdayı ve yerel bağlamı hakkında bilgi verebilir misiniz?
Siyez buğdayımızın yöresel adı ‘kabılca’. Dışı samanımsı kabuklu ve kılçıklı başak yapısıyla kendine has bir görünümü var. Bu ürünle ilgili farkındalık, 2002’de ziraat odasını kurduktan sonra başladı. 2004-2005 yıllarında BM Gıda ve Tarım Örgütü heyetiyle temas kurduk; ürünün tarihi ve özgün değerini görünce, yerelde tanıtım ve üretimi sürdürme konusunda farkındalığımız arttı.

İhsangazi’de ‘Siyez’ adıyla bir festival başlattık; belediyenin imkânlarına bağlı olarak bazen kesintiler oldu ama gelenek hâline geldi. Buranın yüksek rakımı, kıraç ve görece verimsiz toprakları siyez için doğal bir avantaj sağlıyor; düşük girdiyle yetiştirilebiliyor.”

 

Siyez buğdayı üretimi ve tarımsal altyapı hakkında bilgi verebilir misiniz?
“İhsangazi’de yaklaşık 50.000 dönüm tarım arazimiz var, bunun yaklaşık 15.000 dönümünde siyez ekiyoruz. Verim varsayımıyla yıllık üretim yaklaşık 300.000–375.000 ton civarında olabilir, ama bu istatistiksel bir kesinlik değil.

Siyez, uzun boylu ve ince saplı bir yapıdadır; üretimi ve hasat sürecinde takibini düzgün yapmak ve yetiştirme sürecini doğru takip etmek yatma riskini ortadan kaldırıyor; böylece biçerdöverle hasadı sorunsuz şekilde gerçekleşiyor. Kılçıklı başak yapısı sayesinde ormanlık alanlarda yaban domuzunun zararına karşı kısmi bir doğal koruma sağlıyor. Ayrıca kıraç ve doğal koşullara çok uyumlu; düşük girdiyle yetişebiliyor. Bu yüzden ova veya yüksek girdi kullanılan alanlarda ekonomik olarak tercih edilmeyebilir.

İşleme tarafında ise kabuğun soyulması ve işlenmesi klasik valsli fabrika sistemleriyle uygun değil; taş değirmen benzeri geleneksel yöntemler veya fabrikalarda özel revizyon gerekiyor. Bu da yaygınlaşmayı kısıtlayan bir teknik bariyer oluşturuyor.

Tedarik ve tohum konusunda ise literatürde görünürlük arttıkça üreticiler ve girişimler bizimle, yani bizim yapılarla temas kuruyor; tohum temin edilip ekim yaygınlaştırılıyor.”

 

Siyez buğdayının pazar ve sosyoekonomik etkileri hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Siyez, düşük işlenmişliği ve tarihi genetik kökeniyle gerçekten niş ve özgün bir ürün. Gluteni, protein bileşimi ve sindirilebilirliği sayesinde ‘sağlıklı, doğal’ algısı oluşuyor ve bu da pazarda fark yaratıyor.

Ova ve yüksek verimli bölgelerde endüstriyel ürünler—mısır, ayçiçek, şeker pancarı gibi—daha çok tercih ediliyor. Ama kıraç ve verimsiz arazilerde siyez, çiftçiye sürdürülebilir bir gelir alternatifi sunuyor. Ve toprakların atıl kalma sorununu da ortadan kaldırıyor. Biz yerinde öğütme, bulgur ve diğer ürünleri üreterek pazarlama yapıyoruz; bu sayede üreticiler daha iyi kazanabiliyor.

Kastamonu’nun siyez ile anılır hale gelmesi, coğrafi işaret ve AB nezdindeki bilinirlik, bölge markamıza önemli katkı sağladı. Bu da hem üretici hem de bölge ekonomisi için değer yaratıyor.

 

Siyez buğdayı için uygulanan politika ve teşvikleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şu anda bakanlığın havza bazlı destek modelinde siyez, diğer buğday türleriyle aynı teşvik seviyesinde yer alıyor. Yani ürünün özgünlüğünü veya tarihi değerini dikkate alan ayrı bir destek kalemi yok. Siyez buğdayının özel olarak teşvik edilmesini çok önemsiyoruz. Hatta bakanlığın teşvik programlarında özellikle belirtilerek, ona özel bir teşvik politikasının oluşturulması temennimiz.

Ayrıca tabi, coğrafi işaretli ve yöresel ürünler için özel bir teşvik segmenti de talep ediyoruz. Anadolu genelinde Taşköprü sarımsağı, Giresun fındığı, Denizli kale bademi gibi coğrafi işaret almış ürünlere benzer şekilde kapsayıcı ve özgün destek politikaları uygulanmalı. Böylece hem üretici motive olur hem de bu değerli ürünler korunup yaygınlaşır.

 

Siyez üretiminde karşılaşılan başlıca riskler ve engeller nelerdir?

Siyezin üretiminde bazı tarımsal ve teknik zorluklar var. Mesela aşırı gübre kullanımı bitkide yatmaya sebep oluyor, bu da biçerdöverle hasadı zorlaştırıyor. Ayrıca standart fabrika hatlarında kabuğunu soymak ve işlemek mümkün değil; özel revizyonlar gerekiyor.

Doğal koşullar da ayrı bir risk. Ormanlık alanlarda yaban domuzu genel tarım için büyük tehdit; siyezin kılçıklı başak yapısı biraz koruma sağlıyor ama baskı hâlâ yüksek.

Ekonomik açıdan bakarsak, siyez niş bir ürün ve zorlu arazi koşullarında kendiliğinden yetişme yeteneğine sahip. Bu da toprakların değerlendirilmesi noktasında çok önemli bir fark yaratıyor. Yerel üretici eğitimi, uygun tarımsal uygulamalar ve pazar stratejileriyle siyez buğdayı üretimi destekleniyor ve önü açılıyor.

 

IN THE FOOTSTEPS OF KABILCA: A JOURNEY WITH NECMI ALADAG THROUGH SIYEZ (EINKORN)

The Ihsangazi district of Kastamonu stands out as the ancestral home of siyez wheat (locally known as kabilca), one of Anatolia’s oldest agricultural legacies with a history spanning thousands of years. Preserving this heritage, sustaining production, and bringing it to market relies heavily on organized local producers.

One of the pioneers of this effort is Necmi Aladağ, born in Kastamonu in 1976. Aladağ played a key role in establishing the district’s Chamber of Agriculture, even serving as its president for a period. He also co-founded an agricultural development cooperative and a milk producers’ union. Today, through the limited company that acts as the commercial arm of these organizations, Aladağ’s operations span agricultural input supply, marketing, siyez-focused production, and milk collection and cooling infrastructure.

We spoke with him about the production ecosystem of siyez, the role of local organization, processing infrastructure, geographical indications and incentive policies, production scale, and market dynamics.

Could you tell us a little about yourself?
I’m Necmi Aladağ. I was born in Kastamonu in 1976 and grew up here. I studied agriculture and completed a higher education program in this field. I continue to live in the İhsangazi region, maintaining close ties to the local community.

In 2002, we took the initiative to establish the Chamber of Agriculture in our district. I also served as president during its initial years, up until 2015, when I handed over the role. So I was both a founder and the first-term president.

We also set up an agricultural development cooperative, operating under the name Görpe Village and HMT Agricultural Development Cooperative, compliant with the Agricultural Development Cooperatives Law No. 1163. I still serve as chairman. The cooperative mainly focuses on milk collection and marketing. Currently, we collect, cool, and market approximately 10,000 liters of milk daily.

Our machinery park covers most of our harvesting and agricultural needs, and we have strengthened this equipment through three rural development projects.

The Milk Producers’ Union, established in 2008, works in coordination with the cooperative, providing infrastructure and marketing support to our producers. Our limited company serves as the commercial arm of the cooperative and union, managing agricultural input supply, sales, and marketing. Occasionally, we lease land and use machinery and equipment for siyez production and supply.

These activities allow local farmers to sell their products at fair value and free them from marketing challenges. With a regular collection and cooling system in place, milk quality is preserved, delivering reliable products to buyers. In this way, the cooperative acts as a bridge between producers and the market.

Can you describe your projects and activities related to siyez (locally known as ‘kabılca’)?”
Through the Ministry, requests reach us from different provinces and even other countries. When there is a seed request, for example, we send quantities like 50 kilos. People want to plant this crop in their own regions. However, since siyez is a regional product, the infrastructure to process it often doesn’t exist in those areas.

We get feedback such as: ‘We sowed it and harvested, but now what should we do? How do we turn it into bulgur, cook it, or remove the husk?’ Traditional processing options like stone mills simply aren’t available there. So, they not only request seeds but also guidance and support on processing and product utilization.


What can you tell us about the spread of siyez to other regions, and what has been your role in this process?
Siyez was once a product unique to the İhsangazi region of Kastamonu. Over time, however, requests for seeds came from other provinces and even municipalities. We supplied seeds to all who requested them. In some cases, we organized visits for municipal teams to our local processing facilities so they could observe cultivation and processing firsthand. They then applied this knowledge in their own regions. From this perspective, seeing siyez being processed and reaching consumers in multiple provinces is very encouraging.

For instance, in recent years, the Ordu Metropolitan Municipality conducted siyez cultivation trials in the high-altitude areas of Mesudiye for two to three consecutive years. We provided the necessary seeds. Subsequently, we also supplied seeds to Konya and other provinces, contributing to the expansion of cultivation areas. In this way, siyez is no longer confined to İhsangazi, it is spreading. Yet both supply and technical know-how remain centered in Kastamonu/İhsangazi.

Processing infrastructure in new cultivation areas is still limited. Farmers often lack knowledge on cooking, husk removal, or transforming siyez into bulgur, and traditional methods such as stone milling are typically unavailable. The solution has been to have municipal teams visit our facilities, learn the system on-site, and then implement it in their regions.

Major brands now package siyez in small portions, creating value-added products with export potential. At the same time, ensuring that this expansion benefits the originating region economically is crucial. This is why I recommend a planned, contract-based production model; when producers are confident that a market or institution will purchase their product, production becomes sustainable.

Of course, there were initial concerns from some who said, “You are sending seeds out; production will occur elsewhere, and the value here will diminish.” Our perspective, however, is that people do not consume what they do not know. By supplying seeds and providing guidance on the product, we have introduced siyez to a wider audience. Today, major brands offer it in niche packaging and small portions, effectively extending the value of Kastamonu both nationally and internationally.

Could you tell us about siyez and its local context?
Our siyez wheat is locally known as “kabilca.” It has a distinctive appearance with its straw-colored husk and awned spikelets. Awareness around this product began after we established the Chamber of Agriculture in 2002. In 2004–2005, we engaged with a delegation from the UN Food and Agriculture Organization; seeing the historical and unique value of the product increased our commitment to promoting and sustaining its production locally.

We also started a festival in İhsangazi under the name “Siyez.” Although it has occasionally been interrupted due to municipal resources, it has become a tradition. The high altitude, arid conditions, and relatively poor soils of the region provide a natural advantage for siyez, allowing it to grow with minimal inputs.

Could you provide information on siyez production and agricultural infrastructure?
In Ihsangazi, we manage approximately 50,000 decares of farmland, of which around 15,000 decares are planted with siyez. Based on yield assumptions, annual production could reach roughly 300,000–375,000 tons, though this is not a precise figure.

Siyez has tall, thin stems, so careful monitoring during cultivation and harvest is essential to prevent lodging, ensuring smooth harvesting with a combine harvester. Its awned spikes also provide partial natural protection against wild boar damage in forested areas. The crop is highly adaptable to arid and natural conditions and can be grown with low inputs. For this reason, it may not be economically preferred in lowland areas or regions requiring high input.

On the processing side, husk removal and milling are not suitable for conventional roller mill systems; traditional methods such as stone milling or specialized adjustments in factories are required. This presents a technical barrier that limits wider adoption.

Regarding seed supply, as visibility in the literature increases, producers and initiatives reach out to us. Seeds are provided, and cultivation is expanded accordingly.

What can you tell us about the market and socio-economic impact of siyez wheat?
Siyez is truly a niche and unique product due to its minimal processing and historic genetic background. Its gluten content, protein composition, and digestibility contribute to the perception of being “healthy and natural,” which differentiates it in the market.

In lowland and high-yield areas, industrial crops such as corn, sunflower, and sugar beet are more commonly preferred. However, on arid and less fertile lands, siyez offers farmers a sustainable income alternative and helps prevent land from lying fallow. By producing and marketing locally milled products, bulgur, and other derivatives, we ensure that farmers earn better returns.

The association of Kastamonu with siyez, along with its geographical indication and recognition at the EU level, has provided significant value to our regional brand. This creates benefits both for the producers and for the regional economy.

How do you evaluate the policies and incentives applied to siyez wheat?
Currently, under the Ministry’s basin-based support model, siyez receives the same level of incentives as other wheat varieties. There is no separate support item that accounts for its uniqueness or historical value. We consider special incentives for siyez wheat extremely important and hope that it will be explicitly recognized in the Ministry’s programs with a dedicated support policy.

Additionally, we advocate for a special incentive segment for geographically indicated and regional products. Similar to products across Anatolia -such as Taşköprü garlic, Giresun hazelnuts, or Denizli kale almonds – comprehensive and unique support policies should be implemented. This would motivate producers while ensuring that these valuable products are preserved and expanded.

What are the main risks and challenges in siyez wheat production?
There are several agricultural and technical challenges in siyez production. For instance, excessive fertilizer use can cause lodging, making harvesting with combines difficult. Moreover, peeling and processing the husk on standard factory lines is not feasible; special adaptations are required.

Natural conditions also pose risks. Wild boars in forested areas are a major threat to general agriculture; the awned head structure of siyez offers partial protection, but the pressure remains significant.

From an economic perspective, siyez is a niche product with the ability to thrive naturally under challenging land conditions. This makes a notable difference in land utilization. With local producer training, appropriate agricultural practices, and strategic market planning, siyez wheat production is supported and its potential is realized.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir